Siyasetin en sevdiği kelimelerden biridir “müjde.” Söylenirken alkış toplar, manşet olur, umut üretir. 14 Ekim 2023’te Şanlıurfa İl Danışma Meclisi’nde de tam olarak böyle oldu. kürsüye çıktı,
Başkanvekili sıfatının ağırlığıyla konuştu ve şehrin hafızasına kazınan cümleyi kurdu: “Şanlıurfa’ya 120 yataklı kadın doğum hastanesi kurulacak.” Üstelik bu söz, dönemin Sağlık Bakanı ile yapılan istişarenin ardından gelmişti. Yani cümle, sıradan bir temenni değil; devlet ciddiyeti taşıyan bir vaatti.
Salondaki alkışlar yükseldi. Şanlıurfa umutlandı.
Aradan iki yıl geçti.
Takvim yaprakları düştü, mevsimler değişti, seçim atmosferleri yaşandı, yeni gündemler geldi geçti. Ama o 120 yataklı hastane, sanki şehir efsanesine dönüştü. Ne temeli atıldı, ne inşaatı başladı, ne de sürecine dair doyurucu bir açıklama yapıldı. Söz gökyüzüne bırakıldı, yer yüzünde karşılığını bulamadı.
Şanlıurfa’nın nüfusu artmaya devam etti. Doğum oranları yükseldi. Hastanelerin koridorlarında bekleyen anne adayları çoğaldı. Randevu ekranında tarih arayan vatandaşın sabrı azaldı. Ama 120 yataklı hastane, hala cümle hâlinde yaşıyor.
Belki de modern çağın yeni mimarisi budur: Beton yerine kelimelerle bina yapmak.
Oysa kadın doğum hastanesi, şiirsel bir metafor değil; somut bir ihtiyaçtır. Anne sağlığı, bebek sağlığı, yoğun bakım kapasitesi… Bunlar süslü cümlelerle değil, gerçek yatırımlarla güçlenir. Şanlıurfa gibi genç nüfusu yüksek bir şehirde bu yatırım bir lütuf değil, zorunluluktur.
İki yıl boyunca bir şehrin hafızasında asılı kalan bir söz var. Sorulması gereken soru basit ama rahatsız edici: Bu proje gerçekten var mı, yoksa sadece alkışın sıcaklığı içinde söylenmiş bir temenni miydi?
Siyaset, hafızayla imtihandır. Verilen sözler ya icraatla taçlanır ya da zamanın tozlu raflarına kaldırılır. Eğer bir proje yatırım programına alındıysa, ihale sürecindeyse, arsa tahsisi tamamlandıysa; bunları açıklamak zor değildir. Aksine şeffaflık güveni artırır. Ama sessizlik uzadıkça, şüphe büyür.
Şanlıurfa halkı artık “müjde” kelimesini temkinle karşılıyor. Çünkü müjde, gerçekleştiğinde anlamlıdır. Aksi hâlde, beklentiyi büyütüp hayal kırıklığını derinleştirir. Sağlık gibi hayati bir alanda verilen sözün üzerinden iki yıl geçmesine rağmen somut adım görülmemesi, sadece bir gecikme değil; yönetim anlayışına dair soru işaretidir.
Belki de sorun şudur: Kürsüde kurulan cümlelerin, sahada karşılığı yoktur. Alkış anlıktır, ihtiyaç kalıcıdır. Siyasi söylem geçicidir, sağlık ihtiyacı süreklidir.
Bugün Şanlıurfa’nın sorusu sert ama meşrudur:
İki yıl geçti, 120 yataklı hastane nerede?
Bu soru bir polemik değil; bekleyen annenin, yoğun serviste yer arayan ailenin, randevu bulamayan vatandaşın sorusudur. Bu soru, “neden yapılmadı?”dan önce “yapılıyor mu?”yu merak eder. Çünkü belirsizlik, gecikmeden daha yıpratıcıdır.
Eğer proje rafa kaldırıldıysa, açıkça söylenmelidir. Eğer süreç devam ediyorsa, hangi aşamada olduğu net biçimde anlatılmalıdır. Şeffaflık, eleştiriyi yumuşatır. Sessizlik ise eleştiriyi keskinleştirir.
İki yıl geçti. Şehir büyüdü, ihtiyaç arttı. Söz hala havada asılı duruyor.
Belki bir gün o 120 yataklı hastane gerçekten yükselir. Temeli atılır, duvarları örülür, kapısına tabela asılır. O gün geldiğinde alkış yeniden olur. Ama o alkış, bu kez cümleye değil, icraata olur.
Şimdilik geriye tek bir soru kalıyor:
Müjde verilen hastane, hala bir cümle mi; yoksa bir gün gerçeğe dönüşecek mi?