Son günlerde herkes “fake hesaplardan” yakınıyor. Herkes mağdur, herkes hedefte. Peki bu hesaplar gökten mi indi? Bir sabah ansızın mı türedi? Hayır. Bu şehirde sahte hesap düzeni yeni değil. Yıllardır var. Üstelik kimlerin kullandığı, kimlerin kullandırdığı da kulislerde sır değil. Geçmiş dönemlerde bazı siyasetçilerin en yakın çevresinin bu hesapları yönettiği, talimatla hareket edildiği, organize paylaşımlar yapıldığı herkesin dilindeydi. O gün ses çıkarmayanlar, bugün en yüksek perdeden şikâyet ediyor.
İşte mesele tam da burada başlıyor: İlke mi, çıkar mı?
Şanlıurfa’da siyaset çoğu zaman yüz yüze yapılır. Çarşıda, pazarda, taziyede, düğünde… İnsanlar birbirinin gözünün içine bakarak konuşur. Eleştiri de olur, destek de olur. Ama son yıllarda başka bir siyaset türü türedi: Dijital maskeli siyaset.
Gerçek kimliğini gizleyerek sahte bir isimle yorum yapmak, iftira atmak, algı oluşturmak… Bu ne cesarettir ne de fikir özgürlüğü. Bu düpedüz sorumluluktan kaçmaktır.
Yüz yüze geldiğinde selam verip hal hatır soran, hatta “başkanım yanındayız” diyen bazı isimlerin; akşam olunca sahte bir hesapla veryansın etmesi artık kimseyi şaşırtmıyor. Çünkü mesele fikir değil; mesele pozisyon alma. Açık kimlikle söylenemeyen sözler, anonim hesapların arkasına saklanarak dolaşıma sokuluyor.
Daha da vahimi, bu hesapların sadece rakiplere değil, aynı parti içindeki isimlere karşı da kullanılmasıdır. Kendi partisinde demokratik rekabeti göze alamayan, açık mücadele edemeyen bir zihniyetin; dijital dedikodu ve itibarsızlaştırma üzerinden alan açmaya çalışması, siyasetin kalitesini aşağı çekmektedir.
Sahte hesapların üç temel işlevi var Urfa siyasetinde:
Birincisi, rakibi yıpratmak. İma yoluyla karakter aşındırmak, söylenti üretmek, güven zedelemek.
İkincisi, yapay destek oluşturmak. Aynı merkezden yönetilen hesaplarla bir ismi “halkın büyük desteğini alıyor” gibi göstermek.
Üçüncüsü ise korku salmak. Farklı düşünenleri linç ederek susturmak.
Ama şu gerçeği kimse gözden kaçırmamalı: Sosyal medyada yazılan her şey toplumun gerçek kanaatini yansıtmaz. On hesapla yazılan destek, bir mahalledeki gerçek sohbetten daha etkili değildir. Çünkü Urfa’da hâlâ asıl gündem sosyal medya değil, hayatın kendisidir.
İnsanlar işsizlikle, hayat pahalılığıyla, gençlerin gelecek kaygısıyla, çiftçinin maliyet yüküyle uğraşıyor. Bu sorunlar çözülmediği sürece, sahte hesaplardan yapılan “algı çalışmaları” gerçeği değiştirmez. Ancak bir süreliğine üzerini örter.
Bugün herkes “şikâyetçiyim” diyor. Peki neden resmi başvuru yok? Neden somut adım yok? Eğer gerçekten organize bir yapı varsa, neden ilgili mercilere gidilmiyor? Yoksa mesele, sistemin açığa çıkması halinde bazı isimlerin de deşifre olma ihtimali mi?
Şanlıurfa’da siyaset güven üzerine yürür. İnsanlar bir isme oy verirken, sadece vaatlerine değil; karakterine, duruşuna bakar. Sahte hesapların arkasına saklanan bir anlayış, bu güveni zedeler. Güven kaybı ise sandıkta ağır bedel doğurur.
Buradan hem sahte hesap kullananlara hem de kullandıranlara açık bir çağrı yapmak gerekir: Eğer bir sözünüz varsa, kendi adınızla söyleyin. Eğer bir eleştiriniz varsa, yüzünüz açık olsun. Cesaret, anonimlikte değil; şeffaflıktadır.
Ve bir çağrı da bu şehirde yaşayanlara: Sosyal medyada gördüğünüz her paylaşımı gerçek sanmayın. Her yoğun yorum akışını “halkın sesi” zannetmeyin. Kendinize şu soruyu sorun:
“Bu yazılanlar gerçekten toplumun düşüncesi mi, yoksa bir merkezden yönetilen dijital bir kurgu mu?”
Urfa’nın siyaset kültürü dedikoduya değil, mertliğe dayanır. Açık sözlülük bu toprakların geleneğidir. Dijital maskeler bu geleneğe yakışmıyor.
Dürüst siyaset zor olabilir. Ama sahte hesaplarla kurulan düzen, günü kurtarsa da yarını kurtarmaz. Çünkü bu şehir bir şeyi çok iyi bilir: Maskeler eninde sonunda düşer. Geriye sadece insanın kendi yüzü kalır.