Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı hububat alım fiyatları, Şanlıurfa’da beklenenin aksine sevinç değil, tartışma getirdi.
Ziraat odaları ve üreticiler tepkilerini yükseltirken, gözler kenti temsil eden 14 milletvekiline çevrildi. Çiftçi, artık açıklama değil, Ankara’da ortak mücadele ve somut adım bekliyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı hububat alım fiyatlarının ardından ziraat odaları ve Çiftçiler tepki gösterdi, siyasi partiler açıklamalar yaptı. Köy kahvelerinde, tarlalarda, çarşıda ve pazarda konuşulan tek konu bu oldu.
Ama gelin görün ki, konuşan çok olsa da çözüm için somut adım atan pek yok.
Oysa mesele yalnızca buğdayın ya da arpanın fiyatı değil. Mesele, Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biri olan Şanlıurfa’da üreticinin ayakta kalıp kalamayacağı meselesidir.
Şanlıurfa, Türkiye’nin tarım ambarlarından biri olarak gösteriliyor. Harran’dan Viranşehir’e, Siverek’ten Suruç’a kadar uzanan bereketli topraklarda her yıl milyonlarca ton ürün yetiştiriliyor. Binlerce aile geçimini doğrudan tarımdan sağlıyor. Ancak son yıllarda çiftçinin omzundaki yük giderek ağırlaşıyor.
Mazot pahalı.
Gübre pahalı.
İlaç pahalı.
Elektrik pahalı.
Sulama pahalı.
İşçilik pahalı.
Kısacası çiftçinin elini attığı her kalem zamlanırken, ürün fiyatlarının aynı oranda artmaması üreticiyi çıkmazın içine sürüklüyor.
Bugün birçok çiftçi hasada başlamadan önce kâr hesabı yapmıyor. Önce borçlarını hesaplıyor. Bankaya olan borcunu, elektrik faturasını, gübre bayisine olan ödemesini düşünüyor. Hasat zamanı geldiğinde ise kazancını değil, hangi borcunu önce kapatacağını hesaplıyor.
İşte bu nedenle açıklanan alım fiyatları üreticide memnuniyet değil, kaygı oluşturuyor.
Şanlıurfa’da yükselen bu tepkilerin ardından gözler doğal olarak şehri Ankara’da temsil eden siyasilere çevriliyor.
Ve vatandaş haklı olarak şu soruyu soruyor:
Şanlıurfa’nın 14 milletvekili yok mu?
Elbette var.
Hem iktidar partilerinden hem de muhalefetten temsilciler var.
Peki böylesine hayati bir konuda neden ortak bir duruş sergilenmiyor?
Neden bir heyet oluşturulup Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kapısı birlikte çalınmıyor?
Neden çiftçinin sesi Ankara’da daha güçlü duyurulmuyor?
Seçim dönemlerinde köy köy dolaşan, harman yerlerinde fotoğraf veren, çiftçinin evine misafir olan siyasetçilerin bugün aynı çiftçinin sorunları için ortak hareket etmesi beklenmez mi?
Kimsenin aynı siyasi görüşü paylaşması gerekmiyor.
Kimsenin birbirini sevmesi de gerekmiyor.
Ama konu Şanlıurfa’nın alın teri, emeği ve geleceği olduğunda herkesin aynı masada buluşabilmesi gerekiyor.
Çünkü mesele siyaset üstü bir meseledir.
Mesele çiftçinin meselesidir.
Mesele üretimin meselesidir.
Mesele soframıza gelen ekmeğin meselesidir.
Şanlıurfa’da sıkça kullanılan bir söz vardır:
“İş lafa kalırsa herkes ağadır.”
Bugün artık söz değil, icraat zamanıdır.
Çiftçi sosyal medyada yapılan paylaşımları değil, sonuç alacak girişimleri görmek istiyor.
Basın açıklamalarını değil, Ankara’da aşındırılan kapıları görmek istiyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde girişimler yapılmasını, gerekirse Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan randevu alınmasını bekliyor.
Çünkü çiftçi artık yalnız bırakıldığını hissediyor.
Üstelik tartışma yalnızca fiyatlarla da sınırlı değil. Üreticiler, ürün bedellerinin yaklaşık 45 gün sonra ödenecek olmasını da ayrı bir sorun olarak görüyor. Hasat döneminde borçlarını kapatmak zorunda olan, yeni sezon hazırlıklarına başlayacak çiftçi için bu süre ciddi bir yük anlamına geliyor.
Kimse devletin imkânlarının sınırsız olduğunu söylemiyor.
Kimse mucize beklemiyor.
Ancak üretici şu sorunun cevabını arıyor:
“Madem tarım stratejik bir sektör, madem yerli üretim bu kadar önemli, o zaman neden çiftçi her yıl biraz daha zor durumda kalıyor?”
İşte cevap bekleyen asıl soru budur.
Çünkü bugün yalnızca buğday fiyatı konuşuluyor olabilir. Ancak yarın üretimden vazgeçen çiftçiler konuşulursa işte o zaman çok daha büyük bir sorunla karşı karşıya kalınabilir.
Türkiye’nin gıda güvenliği yalnızca büyük şehirlerdeki market raflarında sağlanmıyor. O güvenlik, Harran Ovası’nda, Suruç’un tarlalarında, Viranşehir’in bereketli arazilerinde, Siverek’in ve Hilvan’ın üreticisinin alın teriyle sağlanıyor.
Eğer üretici kazanamazsa üretim azalır.
Üretim azalırsa fiyatlar yükselir.
Fiyatlar yükselirse bunun bedelini yalnızca çiftçi değil, toplumun tamamı öder.
Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey çok basit ama çok değerlidir:
Birlikte hareket etmek.
Birlikte ses vermek.
Birlikte çözüm aramak.
Urfa’nın bir başka güzel sözüyle ifade edecek olursak:
“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”
Şanlıurfa çiftçisi bugün sesini yükseltiyor.
Şimdi sıra onu temsil edenlerde.
Bakalım şehrin 14 milletvekili, siyasi farklılıkları bir kenara bırakıp çiftçinin bu haklı çağrısı için aynı masada buluşabilecek mi?
Yoksa yine herkes kendi köşesinden konuşacak, çiftçi kaderine mi bırakılacak?
Şanlıurfa’dan yükselen bu ses artık sadece tarlalarda yankılanmıyor.
Asıl soru şu:
Ankara bu sesi duyacak mı?