701 Sıra Numarası ve “Serum Yazma” Talimatı: Urfa’da Acilin İçinden Notlar

Hele bir de acile gittiyseniz, hastalığınızın yanında bir de sabır testi başlıyor.

Birkaç gündür hava sıcaklıklarının bir yükselip bir düşmesinin de etkisiyle soğuk algınlığıyla uğraşıyordum. Vücudum kırgın, öksürüğüm giderek artıyordu. Evde bulunan ilaçlardan kullandım, “Nasıl olsa birkaç güne geçer.” dedim.

Geçmedi.

Tam tersine öksürük arttı, kırgınlık devam etti.

Beni yakından tanıyanlar bilir; kolay kolay doktora gitmem. Hastaneye gitmek benim için genellikle son çaredir. Ancak bu kez “Geçer.” diyerek geçiştirilecek gibi değildi.

Çareyi Balıklıgöl Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne gitmekte buldum.

Ve hikâye tam da burada başladı.

Acil girişindeki hasta karşılama konteynerine gittim.

“Buyurun, neyin var?”

“Abla, birkaç gündür vücudum kırgın. Öksürüğüm arttı. Evde ilaç kullandım ama fayda etmedi. Biraz rahatlamak için mümkünse serum istiyorum.”

Elime büyükçe bir kâğıt tutuşturuldu.

“Yeşil alana git.”

Gittim.

Yeşil alanda iki bilgi işlem personeli, bir doktor ve bekleyen onlarca vatandaş…

Sıra numaramı aldım.

701.

Evet, tam 701.

Bir an insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bir acil serviste 701’inci sıraya gelmek ne kadar “acil”?

Elbette acil servisin triyaj sistemiyle çalıştığını, hastaların durumuna göre değerlendirildiğini biliyorum. Ancak vatandaş açısından bakıldığında 701 numaralı bir sıra kâğıdının yarattığı psikoloji de ortada.

Bekledim.

Bekledik.

Sonunda sıra geldi.

Doktorun karşısına geçtim.

“Neyin var?” diye sordu.

“Hocam, birkaç gündür soğuk algınlığı yaşıyorum. Vücudum kırgın, öksürüğüm arttı. Evde ilaç kullandım ama geçmedi. Mümkünse bir serum yazın, biraz rahatlayayım.” dedim.

Doktor bir iğne yazdı.

“Bunu yaptır.” dedi.

“Hocam, gelmişken bir de serum yazsanız.” diye rica ettim.

“Yazamam.”

“Neden hocam?”

Ve o anda duyduğum cümle, bu yazının asıl meselesi hâline geldi:

“İçeride bana serum yazma diyorlar.”

Şimdi burada durmak gerekiyor.

Kim diyor?

Neden diyor?

Serum stoklarında mı sorun var?

Hastane yönetiminin bir uygulaması mı?

Sağlık Bakanlığı’nın veya İl Sağlık Müdürlüğünün bir tasarrufu mu?

Yoksa tamamen tıbbi bir gerekçe mi?

Bilmiyorum.

Ben sadece vatandaş olarak karşımdaki hekimden bir açıklama bekledim.

“Stok yok mu hocam?” diye sordum.

“Sen iğneyi yaptır, boş ver.” cevabını aldım.

O anda daha fazla ısrar etmedim.

Çünkü gazetecilik yaparken bazen insanın kendi kendisine de fren koyması gerekiyor.

Bir tartışmanın nereye gideceğini bilemezsiniz.

Hele karşınızdaki görev başındaki bir hekimse…

Bir anda konu “serum” olmaktan çıkar, “doktorla tartıştı”, “hakaret etti”, “sağlık çalışanına saldırdı” noktasına gelir.

Sonra kendinizi savcılıkta anlatırken bulabilirsiniz.

Ben de içimden,

“Ömer Dodanlı, kendine gel.”

dedim.

“Tamam hocam, teşekkür ederim.” diyerek çıktım.

İğneyi yaptırdım.

Ama sonuç?

Değişen bir şey olmadı.

Öksürük devam etti.

Kırgınlık devam etti.

Rahatsızlık devam etti.

Üstelik reçete de yazılmadı.

Şimdi bu yazıyı okuyan bazıları, “Serum istiyorsun, doktor vermemiş. Ne var bunda?” diyebilir.

Haklılar.

Çünkü serum her hastalığın ilacı değildir.

Her hastaya serum verilmesi gerektiğini savunmak da doğru değildir.

Son kararı hekim verir.

Ancak burada benim dikkat çekmek istediğim nokta serumun verilip verilmemesi değil.

Sağlık hizmetindeki iletişim ve sistem meselesidir.

Bir vatandaş doktora gidiyor ve “Serum yazamam.” cevabını alıyor.

Ardından “İçeride bana serum yazma diyorlar.” ifadesini duyuyor.

İşte o zaman gazeteci olarak soru sormak zorundasınız.

Eğer böyle bir talimat varsa bunun gerekçesi nedir?

Eğer serum stoklarıyla ilgili bir problem varsa vatandaş neden bilgilendirilmiyor?

Eğer tıbbi açıdan serum gerekli değilse neden açık ve anlaşılır şekilde anlatılmıyor?

Bunlar cevap bekleyen sorular.

Bir başka mesele ise personel yetersizliği.

Saat 15.15 civarında yeşil alanda gördüğüm tabloya göre iki bilgi işlem personeli ve bir doktor görev yapıyordu.

Sıra 701.

Peki o doktorun üzerinde kaç hastanın yükü vardı?

Kaç vatandaş bekliyordu?

Kaç kişi saatlerce sıranın kendisine gelmesini bekledi?

Kaç hasta yalnızca yoğunluk nedeniyle yeterince iletişim kurulamadan muayenesini tamamladı?

Bilmiyorum.

Belki doktorun gerçekten ağır bir iş yükü vardı.

Belki personel eksikliği yaşanıyordu.

Belki acil servis olağanüstü yoğun bir gün geçiriyordu.

Bütün bunlar mümkün.

Zaten bu nedenle hedef gösterdiğim kişi bir doktor değil.

Sorguladığım şey sistem.

Çünkü sağlık çalışanının da vatandaş kadar sistemin mağduru olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor.

Doktor yorgun olabilir.

Hemşire yorgun olabilir.

Hasta yorgun olabilir.

Ama bütün bu yorgunlukların ortasında sağlık hizmetinin kalitesi zarar görüyorsa, birilerinin durup “Nerede yanlış yapıyoruz?” diye sorması gerekiyor.

Şanlıurfa büyüyor.

Nüfus artıyor.

Hastaneler yoğunlaşıyor.

Sağlık yatırımları konuşuluyor.

Ancak büyüyen bir şehirde sağlık hizmetinin yükünü sadece birkaç sağlık çalışanının omuzlarına bırakmak ne kadar sürdürülebilir?

Vatandaş hastaneye geldiğinde yalnızca ilaç ya da tedavi beklemiyor.

Biraz ilgi, biraz açıklama, biraz anlayış bekliyor.

Çünkü kimse hastaneye eğlenmeye gitmiyor.

İnsan hastaneye hastalandığı için gidiyor.

Canı yandığı için gidiyor.

Endişelendiği için gidiyor.

Dolayısıyla sağlık hizmetinin ilk şartlarından biri de insanı insan yerine koyan bir iletişim olmalı.

Benim yaşadığım olay belki tekil bir olaydır.

Belki o günün yoğunluğundan kaynaklanmıştır.

Belki gerçekten başka bir idari veya tıbbi gerekçe vardır.

Ama vatandaşın zihninde soru oluşuyorsa, gazetecinin görevi de o soruyu sormaktır.

701 sıra neden oluştu?

Yeşil alanda neden tek doktor vardı?

“Serum yazma” şeklinde bir uygulama veya talimat gerçekten var mı?

Varsa gerekçesi nedir?

Yoksa vatandaş neden böyle bir ifade duydu?

Bunların cevaplarını bilmek yalnızca benim değil, Şanlıurfa’da sağlık hizmeti alan herkesin hakkıdır.

Çünkü mesele Ömer Dodanlı’nın serumu değil.

Mesele Urfalının sağlığıdır.

Ve artık “Burası Urfa, böyle gelir böyle gider.” diyerek her şeyi kabullenmek zorunda değiliz.

Hani derler ya:

Coğrafya kaderdir.

Belki Şanlıurfa’da yaşamak bizim kaderimizdir.

Ama kötü işleyen bir sistemi kader diye kabullenmek zorunda değiliz.

Allah, Urfalıların ve bu şehirde yaşayan herkesin yardımcısı olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Bültenimize Kaydolun

Şanlıurfa yerel ve ulusal haberlerden ve fırsatlardan haberdar olun.

Benzer Haberler

Şerif Yenen: “Türkiye’de görülmesi gereken ilk yer Şanlıurfa”

Şerif Yenen, Türkiye’nin turizm potansiyeline ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Türkiye’de görülmesi gereken ilk yer Şanlıurfa” dedi.

İstanbul Milletvekili İsmail Erdem’den TYB Şanlıurfa Şubesine ziyaret

AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Erdem, bir dizi ziyaret kapsamında Şanlıurfa’ya gelerek, Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesini ziyaret etti.

İsrail saldırısında 5 gazeteci hayatını kaybetti

İsrail’in Gazze’de El-Kuds el-Yevm televizyonuna ait canlı yayın aracına düzenlediği saldırıda 5 gazeteci hayatını kaybetti.

AFAD’dan kuvvetli yağış uyarısı: Şanlıurfa ‘da var

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu’nun bazı kesimleri ve Akdeniz Bölgesi için kuvvetli yağış uyarısında bulundu.