Cumhurbaşkanı Erdoğan: Fon meselesini çok ciddiye alıyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM ) Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, trafik kazasında hayatını kaybeden Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili Dündar Ziya Gültekin’i andı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının başında salondaki partilileri, milletvekillerini ve 81 ildeki teşkilat mensuplarını selamladı. Erdoğan, Türkiye’nin yurt içinde, yurt dışında ve bölgede önemli gelişmelerin yaşandığı hassas bir süreçten geçtiğini belirtti.

Geçen hafta İstanbul’dan Ankara’ya gelirken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Gültekin için başsağlığı dileklerini ileten Erdoğan, merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve Üsküdar halkına başsağlığı diledi. Gültekin’in hizmet anlayışına değinen Erdoğan, kendisini “Üsküdar aşığı, müstesna bir insan” sözleriyle andı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“Merhum Ziya Gültekin kardeşimiz; Üsküdar aşığı, şehrini ve ilçesini büyük bir tutkuyla seven, hangi mevkide olursa olsun hizmet etmekten heyecan duyan, mutluluk duyan müstesna bir insandı.

Kendisi hem teşkilatımız içinde hem de Üsküdar’da sevilen, sayılan bir isimdi. Başkan vekilliği sırasında da çalışkanlığıyla, samimiyetiyle, emanetin hakkını verme noktasında ortaya koyduğu gayretleriyle temayüz etmişti.

Biz kendisinden razıydık, Rabbim de razı olsun. Ziya Gültekin kardeşimizi cennetiyle, cemaliyle inşallah müşerref eylesin diyorum. Geride bizlere emanet olarak bıraktığı üç yetim evladının tek tek gözlerinden öpüyor; Cenab-ı Allah kendilerine sabır versin, metanet versin diyorum.

“İçlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa kustular”

Dün yapılan oylamada Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili olarak seçilen Muhammet Emin Sarıoğlu’nu tebrik ediyor, kendisinin Üsküdar halkına aşkla hizmet edeceğine gönülden inanıyorum. Tabii burada bir üzüntümü de ifade etmek istiyorum. Bakınız, insanı insan yapan değerler vardır.

Acıya saygı bunlardan biridir. Empati kurmak bunlardan biridir. Ziya kardeşimizin hepimizi kedere boğan vefatından sonra, özellikle sosyal medya platformlarında tek merkezden yönetildiği anlaşılan alçakça bir nefret kampanyasına şahit olduk. İnsanlıktan nasibini almamış bir güruh, hiç tanımadıkları bir insana karşı içlerinde biriktirdikleri ne kadar cerahat varsa hepsini kustular. Bu gözü dönmüşlük öyle bir raddeye ulaştı ki taziye mesajı yayınlayarak en temel insani vazifesini yerine getiren herkese saldırdılar.

Kalbi taşlaşmış, sureti dışında insanlıkla artık hiçbir alakası kalmamış bu müptezelleri de ben Cenab-ı Allah’a havale ediyorum.

“Yeni bir siyaset diline ihtiyaç var”

Biliyorsunuz bir süredir hemen her konuşmamızda siyasette artan kutuplaşmanın tehlikelerine dikkat çekiyoruz. Yeni yasama yılı açış hitabımızda da buna etraflıca değindik. İçinde bulunduğumuz bölgesel konjonktürde Türkiye’nin yeni bir siyaset tarzına, yeni bir siyaset diline ihtiyacı olduğunu özellikle belirttik.

Siyaseti millete daha iyi hizmet etme yarışı olmaktan çıkarıp, dost-düşman ikiliğine hapsetmenin sadece demokrasimiz için değil, toplumsal barış ve huzurumuz için de tehdit oluşturduğunu ifade ettik.

Bununla kalmayıp bir de iyi niyetli bir çağrı yaptık. Rakiplerimiz dahil tüm siyasi partileri söz konusu milletin ve memleketin menfaatleri olduğunda siyaset kurumu olarak savaş baltalarını bir yana bırakıp müştereklerimizi çoğaltmaya davet ettik. Türkiye merkezli siyaset gütmenin bilhassa bu dönemde ülkemiz açısından ihtiyaçtan öte milli bir görev olduğunun altını çizdik.

Ancak son 3 haftada büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Teessüfle belirtmek isterim ki muhalefetin bazı aktörlerinin ne böyle bir hassasiyeti ne de böyle bir gündemi var. Dünyayı ve bölgemizi hiç takip etmedikleri gibi Türkiye’ye yönelik örtülü operasyonlardan, toplumsal mühendislik projelerinden de habersizler.

Kendi dar kadro çıkarları dışında her şeye gözlerini ve kulaklarını kapatmış durumdalar. Plan deseniz yok, program deseniz yok, ülkenin sorunlarına çözüm önerisi deseniz yok. Siyasette nezaketi koruyalım deseniz maalesef o da yok.

“Türkiye’nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar”

Kusura bakmasınlar ama bu tavır doğru bir tavır değildir, sorumlu bir tavır değildir. Türk demokrasisi için tehlikeli olduğu kadar marazi de bir tavırdır. “Benim menfaatime olacaksa isterse bu ülke batsın, bitsin, kaosa girsin” tavrı son derece bencilce bir tavırdır.

Türkiye üzerine operasyon hayalleri kuran çevrelere cesaret veren bir tavırdır. Üç kuruşluk siyasi ikbalini vatandaşı olduğu ülkenin, mensubu olduğu milletin felaketine bağlamak egoist bir zihin dünyasının dışa vurumudur. 24 yıl boyunca ülkenin ayağına ne zaman taş değse umutlandılar.

24 yıl boyunca Türkiye’nin sıkıntılarından rant devşirmeye çalıştılar. 24 yıl boyunca tüm umutlarını ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal olarak zayıflamasına, böylece iktidarın kan kaybetmesine bağladılar. Dikkat edin, bugün de aynı ham hayali kuruyorlar.

“Hırsı aklını esir almış”

Şimdi değerli kardeşlerim, geçenlerde bir tanesi çıkmış, şuursuzca “savaştayız” diyor. Hırsı aklını esir almış bu zata sormak lazım: Hayırdır beyler. Kiminle savaştasınız? Hangi düşmana karşı savaş ilan ettiniz? Seferberlik çıktı da bizim mi haberimiz yok? Türkiye işgal edildi de biz mi duymadık? Türkiye işgal edilmediğine, seferberlik çıkmadığına göre nereden aklınıza esti bu savaş? Öyle mi?

Bakınız, 24 yıl boyunca bu ülkenin başına çok ciddi sıkıntılar geldi. Ülkemize aba altından sopa gösterenler oldu. Boylarına poslarına bakmadan Türkiye’yi alçakça tehdit edenler oldu. Türkiye’yi içerden çökertmek için Gezi olayları gibi nice dümen çevrildi. “Muhalefeti destekleyip iktidarı devireceğiz” diyeninden, dergi kapakları üzerinden mesaj verenine kadar nice saldırıyla karşılaştık.

Bunların hiçbirinde sesiniz çıkmadı. Türkiye’yi tehdit edenlere, Türkiye’yi karıştırmak isteyenlere karşı bir kez olsun bu dili kullandığınızı görmedik. Hatta gittiniz, onlardan yardım dilendiniz. El açtınız, etek öptünüz. Şimdi çıkmış, utanmadan “savaştayız” diyorsunuz.

“Sorumlu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz?”

Allah aşkına; siz ne dediğinizin, lafınızın nereye gittiğinin farkında mısınız? Bu milleti düşmanlaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Sorumlu, sağduyulu siyaset yapmayı ne zaman öğreneceksiniz? Onlara diyorum ki: Bu milletin kardeşliğinden artık ellerinizi çekin.

Bölerek, ayrıştırarak, ötekileştirerek varacağınız hiçbir yer olmadığını artık kabul edin. Açık söylüyorum: Böyle sorumsuz bir söylem olmaz. Sürekli hakaret ederek, sürekli insanları tahrik ederek siyaset yapılmaz.

Çünkü siyaset; aklına geleni söyleme değil, sözünü ölçerek, tartarak ifade etme sanatıdır. “Efendim, ben ona buna bakmam; istediğimi söylerim” derseniz, o zaman istemediğinizi işitirsiniz. Dahası; sadece kendinize, sadece siyaset kurumuna değil, bu ülkeye ve millete de kötülük etmiş olursunuz.

Burada şunu da dikkatinize getirmek isterim; Bunların siyasetsizliği siyaset haline getirmeleri sadece söylemlerle sınırlı değildir. Aynı ciddiyetsiz tavrı fon tartışmalarında da görüyoruz. Dedikodular üzerinden insanların izzetiyle, itibarıyla oynuyorlar. Bakın, milletin malına el uzatmak ne kadar büyük bir suçsa, aynı şekilde namuslu, şerefli, onurlu insanlara mesnetsiz şekilde yolsuzluk ithamında bulunmak da o kadar büyük bir suç, o kadar büyük bir şenaattir.

Bundan daha fenası ise foyan ortaya çıktığı halde işi pişkinliğe vurmaktır. Hem elinde bilgi, belge olmadan kabine üyelerimizi itham edeceksiniz, önüne gelene iftira atacaksın, devletin kurumlarını töhmet altında bırakacaksın, insanlar millete hizmete ayırması gereken vakti senin iftiralarını, senin bühtanlarını belgeleriyle yalanlamaya ayıracak; sonra da çıkacaksın yüzün kızarmadan, hiçbir mahcubiyet duymadan işi pişkinliğe vurup kulağının üstüne yatacaksın. Biz buna eyvallah demeyiz.

“Bizim siyasetimizin pusulası bellidir”

İftira siyasetine, “çamur at, izi kalsın” siyasetine teslim olmayız. Kimse kusura bakmasın; iftira atmanın, insanların izzetiyle oynamanın, insanları töhmet altında bırakmanın faturası pişkinlik olamaz. Biz hukuk zemininde, demokrasi zemininde bunun mücadelesini sonuna kadar veririz, vereceğiz. Bizim siyasetimizin pusulası bellidir: 86 milyonun birliği, dirliği ve huzurunun her şart altında korunmasıdır.

Türkiye’nin toplumsal barış ve istikrarının muhafazasıdır. Milli iradenin bila kaydu şart egemen kılınmasıdır. Demokrasimizin tehditler karşısında savunulmasıdır. İçinden geçtiğimiz bu kritik dönemde iç cephemizin güçlendirilmesidir. Siyaset kurumunun itibarının korunması, milletin sorunlarına tek çözüm adresi olmaya devam etmesidir. Biz bunun için çalışıyor, bunun için mücadele ediyoruz. İnşallah bu prensipler temelinde siyaset yapmaya devam edeceğiz.

“Afetten etkilenen vatandaşlarımıza her türlü desteği veriyoruz”

Kıymetli yol ve dava arkadaşlarım; malumunuz, geçtiğimiz hafta İstanbul ve çevre illerimizde meydana gelen aşırı yağış, sel ve su baskınlarına maruz kaldık. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden bu afetler karşısında devlet olarak hiç vakit kaybetmeden harekete geçtik.

İlgili bakanlarımız derhal İstanbul’a intikal ettiler. Hem afetin boyutlarını hem de ihtiyaçları tespit etmek amacıyla çalışmalara vaziyet ettiler. İlk etapta 14 Ekim tarihinde afet gruplarımız, İstanbul’daki il ve ilçe AFAD yönetim merkezlerinde 7 gün 24 saat esasıyla çalışmaya başladılar.

İstanbul’daki arama, kurtarma, müdahale ve destek çalışmalarında toplam 47.217 personelimiz, 5.280 araç ve 14 botla sahada görev aldı. 19 Ekim itibarıyla 112 Acil Çağrı Merkezi ve AFAD’a yapılan 21.600 ihbar doğrultusunda toplam 3.270 vatandaşımızın güvenli bölgelere tahliyesi sağlandı.

İstanbul’da 7, Kocaeli’nde ise 1 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetti. Bu vesileyle vefat eden kardeşlerime bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimizle ilgili olarak gerekli her türlü soruşturma ve inceleme sürüyor.

Bilinsin ki ihmal veya kusur varsa sorumlular ortaya çıkarılacak ve gereken hiç tereddütsüz yapılacaktır. Hepimizi üzen bu acı hadiseyi kendileri için, kendi siyasi ajandaları için, özellikle de belediyelere yönelik yolsuzluk operasyonlarını itibarsız hale getirmek için kullanmaya çalışan fırsatçılara da asla müsamaha göstermeyeceğiz.

Afetten olumsuz etkilenen vatandaşlarımıza her türlü desteği veriyoruz. Vatandaşlarımızın acil ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik Aile Bakanlığımız tarafından hane başına 10 bin lira olmak üzere toplam 200 milyon lira, AFAD tarafından 230 milyon lira, Ticaret Bakanlığımız tarafından toplam 80 milyon lira İstanbul Valiliğimize aktarıldı.

Şu ana kadar İstanbul’daki 37 ilçemizde 5.672 haneye yaklaşık 57 milyon lira tutarında dağıtım yapıldı. Felaketin yol açtığı zarar ve hasarları en kısa sürede telafi etmek için ilgili kurumlarımızla gerekli tüm adımları atmayı sürdüreceğiz.

“Suriye inşallah zafere ulaşacaktır demiştik”

Önce Kızılcahamam’daki 20. İstişare Toplantımızda, ardından 7 Mayıs 2013’teki grup toplantımızda Suriye’nin Banyas şehrinde yaşanan vahşi katliama tepki göstermiş; masum çocukların, kadınların, masum sivillerin parçalanmış naaşlarıyla yüreklerimizin yandığı o karanlık günlerde dünya susarken yine bu kürsüden şunları söylemiştim;

Biz ruz-i mahşerde kitap önümüze konulduğunda hesabımızı yüreklice vermek istiyoruz. Onun için Banyas’ta çocukların figanı arşı inletirken biz susan dilsiz şeytanlardan olmayacağız. Banyas’taki masum çocukların arşa yükselen feryatları inşallah Esed rejiminin sonu olacaktır. Banyas’ta katledilen kardeşlerimize Rabbimden rahmet, Suriyeli kardeşlerimize sabır niyaz ediyorum.

‘Meta nasrullah’ diyen, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diye soran Suriyeli kardeşlerime bir kez daha sesleniyorum: ‘Ela inne nasrallahi karib.’ ‘Hiç kuşkusuz Allah’ın yardımı yakındır. Sabreden zafere ulaşır ve Suriye inşallah zafere ulaşacaktır.

Bugün içeride ve dışarıda bize demokrasi dersi, hukuk dersi, insan hakları dersi verenlerin sessizliğe gömüldüğü günlerde işte bunları söyledik. Biz, üstat Sezai Karakoç’un da en güzel şekilde ifade ettiği gibi yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer olduğuna gönülden iman ettik. Zulmün, vahşetin, barbarlığın etrafı kuşattığı o günlerde “Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır.” dedik.

Rabbim de bizleri ne milletimize ne Suriyeli mazlumlara mahcup etmedi. Cenab-ı Allah Suriyeli kardeşlerimizi muhteşem bir zaferle müyesser kıldı. Suriye halkı 8 Aralık 2024 tarihinde inşallah yıllarca anlatılacak, yıllarca dilden dile, gönülden gönüle aktarılacak muazzam bir zafere imza attı.

“Suriye’de yepyeni bir sayfanın açılacağına inanıyoruz”

13,5 yıllık zulmün ardından, İsrail’in ağır tahriklerine rağmen Suriye’de barışın, huzurun ve istikrarın tekrar boy vermeye başladığını görüyoruz. Suriyeli kardeşlerimiz Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Şara’nın dirayetli liderliğinde birlik ve beraberlik içinde ortak geleceklerini inşa ediyorlar. Kuzeydeki entegrasyon sürecinin tekemmül etmesiyle birlikte Suriye’de yepyeni bir sayfanın açılacağına inanıyoruz.

Biz de Türkiye olarak ihtiyaç duyulduğu her aşamada Suriye’nin yanında olmaya devam ediyor, Suriye halkının refah ve huzuru için üzerimize düşen sorumluluğu bu süreçte hakkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.

Bunun yanında Suriye’de özellikle zalimlere, katillere ibret olması gereken çok önemli gelişmeler de yaşanıyor. Mazlumların ahı yerde kalmıyor. Aheste aheste çıkıyor. Çocukları öldürmekten keyif alan caniler nereye kaçarlarsa kaçsınlar saklandıkları inlerinde tespit edilip tek tek ayıklanıyor.

Ellerinde silah, önlerinde çeşitli paçavralarla Türkiye’yi tehdit edenler için; Banyas’ta 248 masumun, Reyhanlı’da 53 insanımızın kanını dökenler için; Suriyeli yavruların cenazeleri üzerinde kahramanlık pozları veren alçaklar için hesap vakti gelip çatmıştır.

Hiç şüpheniz olmasın; başkaları için de hesap vakti gelecektir. Geç de olsa, yüz binlerce Suriyeli mazlumun hayatı pahasına da olsa adaletin yerini bulacak olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Banyas, Reyhanlı ve Suriye’de gerçekleştirilen diğer pek çok katliamın faili olan teröristin yakalanmasını sağlayan Suriye istihbaratı ile Millî İstihbarat Teşkilatımızın gizli kahramanlarını yürekten tebrik ediyorum.

“Fon meselesini çok ciddiye alıyoruz”

Milletimizin gündemini son bir aydır meşgul eden fon meselesiyle ilgili tutumumuzu milletimizle farklı vesilelerle paylaştık. Üç farklı kategoride konuyu hassasiyetle yönetiyoruz. İlk aşamada, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırımcılara ödenmesidir. Fon Koordinasyon Kurulumuz ve ekonomi kurmaylarımız düzenli olarak bir araya geliyor, alınan kararları şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklıyor. Meclisimizin gündemindeki yasa teklifinin yürürlüğe girmesini müteakip inşallah ödeme işlemleri biraz daha hızlanacak.

İkinci aşamada; hukuk ve ahlak dışı yöntemlerle manipülasyon yaparak, kimi zaman bir organizasyon dâhilinde haksız ve fahiş kazanç elde edenlerden yargı önünde hesap sorulmasıdır. Başsavcılıklarımız deliller ve itiraflar ışığında bu konuda gerekeni yapıyor. Üçüncü aşamada ise bir daha benzer bir sorunla karşılaşmamak için alınması gereken tedbirler kısmıdır.

Gerek Devlet Denetleme Kurulumuzun hazırlayacağı kapsamlı rapor gerekse talimatımız doğrultusunda yürütülen diğer çalışmalar neticesinde kurumsal, bireysel veya mevzuat boyutu itibarıyla burada da her türlü adım atılacaktır.

“Biz millete yanlış yapana sahip çıkmayız”

Şunu bir kere daha açık açık ifade etmek isterim: Biz sadece tasfiyesine karar verilen fonlardaki 455 bini aşkın yatırımcıyı değil, aileleriyle birlikte çok sayıda insanımızı etkileyen bu meseleyi çok ciddiye alıyoruz. Ciddiyetle ele alıyoruz. Meselenin üzerine de tavizsiz bir şekilde gidiyoruz. Muhalefetin ne dediği değil… ne yaptığı, meseleyi istismar için kullanması bizim umurumuzda değildir. Muhalefetin belediyelerde yaşanan skandallara sahip çıkmış olması, her türlü rezilliğin, her türlü ahlaksızlığın arkasında durmuş olması, hatta il il gezip yolsuzlukları aklama turları düzenlemiş olması da bizi ilgilendirmez. Daha önce de söyledim; biz onlara benzemeyiz. Biz millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana sahip çıkmayız.

Bizim referansımız muhalefet değildir. Bizim örneğimiz onlar asla değildir. Biz kendimizden, kendi yapıp ettiklerimizden sorumluyuz. Diğer her şeyden bağımsız olarak biz konunun kendi tabanımız, özellikle yıllardır bize destek veren camiamız tarafından yakından takip edildiğini gayet iyi biliyoruz. İnancımızın bir gereği olarak emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker çizgisini hatırlatan her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz.

AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nev-i şahsına münhasır bir harekettir. Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.

Bizi bu günlere getiren, bizi son 25 yılda başarıdan başarıya koşturan işte böyle bir kadroya, işte böyle bir tabana sahip olmamızdır. Bizi bu günlere getiren önce Yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra da irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır.

Bunun için Rabbime her zaman hamdettim. Bugün de hamdediyorum. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da makul ve yapıcı zeminde kalmayı, dökmeyi değil inşa etmeyi, yol göstermeyi amaçlayan eleştirilere kulak vermeye inşallah devam edeceğiz.

“Meseleye cerrah titizliğiyle bakıyoruz”

Vatandaşlarımdan gönüllerini ferah tutmalarını rica ediyorum. Puslu havada mevzi kazanmaya çalışan fırsatçılara prim vermesinler. Medya ve sosyal medya üzerinden algı oluşturan operasyon hesaplarına karşı dikkatli olsunlar. Bilhassa boğazlarına kadar pisliğe bulaşmış olanların dedikodudan, onlardan daha öte geçmeyen hezeyanlarına kulak asmasınlar.

Biz bu meseleye bir cerrah titizliğiyle vaziyet ediyor, milletimizin çıkarını her türlü hesabın üzerinde tutuyoruz. Allah’ın izniyle ne bu camianın ne de bu milletin başını öne eğdirmedik, bundan sonra da asla eğdirmeyeceğiz. Şimdiye kadar ne size ne de milletimize mahcup olmadık. Allah’ın izniyle mahcup olmayacağız.

Buradan teşkilatıma seslenmek istiyorum: Özellikle karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek büyük bir fedakarlıkla, büyük bir samimiyetle bu dava için gece gündüz koşturan, emeklerini belki de hiçbir zaman tam olarak ödeyemeyeceğim yol arkadaşlarımın, mücadele arkadaşlarımın beni çok iyi dinlemesini rica ediyorum.

Biz 25 sene önce AK Parti’yi hangi ilkeler, hangi değerler üzerine bina ettiysek bugün de aynı ilkeler ve prensiplerle hareket ediyoruz. Biz buralarda, bu koltuklarda en çok da fakir fukaranın, garip gurebanın sesi, soluğu, sığınağı olmak için varız. Biz buralarda, bu koltuklarda yetimin başını okşamak için, öksüzün yarasını sarmak için, Allah’tan ve devletten başka kimsesi olmayanların kimsesi olmak için varız.

Hani diyor ya Üstat Necip Fazıl, “İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.” Biz işte böyle bir misyonu kuşanmış, işte bu yüke talip olmuş bir kadroyuz.

Bugüne kadar nice zorluğun üstesinden alnımızın akıyla geldik, nice imtihanı başarıyla verdik, nice badireyi suhuletle atlattık. Hiçbir zaman yılgınlık içinde, yeis içinde, karamsarlık içinde olmadık. Bugün de karamsar değiliz, umutsuz değiliz, yeis içinde hiç değiliz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak geleceğimize güvenle bakıyoruz.

Çok daha çetin badirelerden, krizlerden, sınavlardan güçlenerek çıktık; Allah’ın izniyle buradan da güçlenerek çıkacağız. İnşallah destanlar yazmaya, başarıdan başarıya, zaferden zafere koşmaya devam edeceğiz. Rabbim ömür verdikçe, daha nice yıllar bu ülke için, bu millet için sizlerle birlikte çalışmaya, hizmet üretmeye devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.

Bu düşüncelerle sizlere veda etmeden önce; Meclisimize sunulan 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve 2025 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanun Teklifi ile Sayıştay raporlarının hayırlı olmasını diliyorum. Aynı şekilde Pakistan ve Suudi Arabistan’la beraber imzaladığımız ortak savunma anlaşmasını da onaylanmak üzere Gazi Meclisimize ilettik.

Dün Libya’dan son derece sevindirici bir haber aldık. Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakat muhtırasını oy birliğiyle kabul etti. Bu önemli kararın da hayırlı uğurlu olmasını diliyor, sizlerin vasıtasıyla Libya Temsilciler Meclisindeki tüm kardeşlerime selamlarımı yolluyorum.

Meclis çalışmalarında her birinize başarılar ve kolaylıklar temenni ediyor, tekrar görüşünceye kadar hepinizi Allah’a emanet ediyorum.”

Hibya Haber Ajansı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Bültenimize Kaydolun

Şanlıurfa yerel ve ulusal haberlerden ve fırsatlardan haberdar olun.

Benzer Haberler

Viranşehir’de kaldırım işgaline sıkı denetim

Viranşehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, vatandaşların kullanım alanı olan kaldırımları işgal eden esnafa yönelik sıkı denetim gerçekleştirdi.

Şanlıurfa İl Vaizi KARCI:”İman ve İstikamet” konusunu ele aldı

Şanlıurfa İl Vaizi Dr. Şemsettin KARCI,istikamet tam anlamıyla sünnete uymaktır.

Şanlıurfaspor’da Hatayspor Maçı Hazırlıkları Sürüyor

Kızılkaya Tarım Şanlıurfaspor, Hatayspor karşılaşmasının hazırlıklarına devam ediyor. Sarı-yeşilli ekipte gözler kritik mücadeleye çevrildi.

Şanlıurfa’da,Gençlik merkezlerinde gençlere 25 farklı branşta kurs veriliyor

Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Bünyesinde bulunan Gençlik ve Koordinasyon Merkezinde çeşitli kurs ve eğitimlerden yararlanan gençler geleceğe umutla bakıyor.