Eğitim çağındaki çocukların öğle yemeğinin ardından rahatsızlanarak hastanelere kaldırılması, yalnızca bir gıda güvenliği meselesi değil, aynı zamanda kamu hizmetlerinin denetimi ve idari sorumluluk açısından da değerlendirilmesi gereken ciddi bir tablo ortaya koydu.
Haliliye ilçesine bağlı Dağeteği Mahallesi’ndeki Yeşilurfa İlk ve Ortaokulunda yaşanan olayda, taşımalı eğitim kapsamında öğrenim gören yaklaşık 100 öğrenci, öğle yemeğinin ardından karın ağrısı ve bulantı şikâyeti yaşadı. Rahatsızlanan öğrencilerin bir kısmı öğretmenleri tarafından kendi araçlarıyla hastanelere götürülürken, okula sevk edilen ambulanslarla da çok sayıda öğrenci kentteki çeşitli hastanelere kaldırıldı.
Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi altına alınan 70 öğrencinin genel durumunun iyi olduğu bildirildi. Olayın ardından öğrenci velilerinden birinin, okulda verilen yemeğin bozuk olduğunu ileri sürerek yetkililere tepki gösterdiği öğrenildi.
Çocukların sağlık durumlarının iyi olması elbette sevindirici. Ancak bu gelişme, olayın nedenlerinin araştırılması ve denetim mekanizmalarının sorgulanması gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.
Asıl mesele: Denetim mekanizması ne kadar etkin?
Burada cevaplanması gereken temel soru oldukça açık: Öğrencilere sunulan yemeklerin güvenliğinden kim sorumlu ve bu hizmet hangi mekanizmalarla denetleniyor?
Taşımalı eğitim kapsamında yemek hizmeti sunan firmalar belirleniyor, ihaleler gerçekleştiriliyor ve kamu kaynakları bu hizmet için kullanılıyor. Ancak ihale sürecinin tamamlanması, kamu kurumlarının sorumluluğunun sona erdiği anlamına gelmez.
Gıdaların tedarikinden depolanmasına, hazırlanmasından taşınmasına ve öğrencilere servis edilmesine kadar bütün aşamaların gıda güvenliği standartlarına uygun yürütülmesi gerekiyor.
Mutfakların hijyen koşulları düzenli olarak kontrol ediliyor mu? Yemeklerden numune alınıyor mu? Saklama ve taşıma koşulları denetleniyor mu? Hizmet sağlayıcı firmaların sözleşme yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği hangi kriterlere göre değerlendiriliyor?
Bu soruların yanıtları, yalnızca yaşanan olayın aydınlatılması açısından değil, gelecekte benzer vakaların önlenmesi bakımından da önem taşıyor.
İhale yapmak başka, kamu hizmetini denetlemek başkadır.
Kamu ihalelerinde maliyet önemli bir kriterdir. Ancak çocukların beslenmesine yönelik hizmetlerde fiyat odaklı yaklaşımın ötesine geçilmesi gerekir. Gıda güvenliği, hijyen, hizmet kalitesi ve yüklenici firmanın teknik yeterliliği en az ekonomik koşullar kadar önemlidir.
Bir kamu hizmetinin başarılı sayılabilmesi, yalnızca sözleşmenin imzalanması veya yemeğin okula ulaştırılmasıyla ölçülemez. Hizmetin mevzuata uygun, güvenli ve sürdürülebilir biçimde sunulması gerekir.
Bu nedenle Şanlıurfa İl Millî Eğitim Müdürlüğünün taşımalı eğitim kapsamındaki yemek hizmetlerine ilişkin denetim süreçlerini kamuoyuyla paylaşması önemlidir.
Hangi firmalar, hangi sıklıkla denetleniyor? Denetimlerde tespit edilen eksiklikler nasıl değerlendiriliyor? Sözleşme hükümlerine aykırılık hâlinde hangi idari ve hukuki yaptırımlar uygulanıyor? Daha önce benzer şikâyetler yaşandıysa bunlara ilişkin hangi önlemler alındı?
Kamuoyunun bu sorulara açık ve somut yanıtlar beklemesi son derece doğaldır.
Üstelik gıda güvenliği yalnızca Millî Eğitim Müdürlüğünün görev alanıyla sınırlı değildir. İlgili gıda kontrol birimlerinin de kendi sorumlulukları çerçevesinde denetim yapması ve kurumlar arasında koordinasyon sağlanması gerekir.
Tekrarlanan olaylar, sistemin yeniden değerlendirilmesini gerektirir.
Şanlıurfa’da okullarda ve pansiyonlarda yaşandığı bildirilen benzer olaylar, meselenin münferit vakalar üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmayabileceğini gösteriyor.
Her olayın nedeni bilimsel incelemelerle ayrı ayrı belirlenmelidir. Kesin sonuçlar ortaya çıkmadan herhangi bir gıdayı veya firmayı sorumlu ilan etmek doğru değildir. Bununla birlikte, benzer şikâyetlerin tekrarlanması denetim süreçlerinin etkinliğinin kapsamlı biçimde incelenmesini zorunlu kılar.
Kamu yönetiminde denetimin temel amacı, yalnızca ihlal gerçekleştikten sonra yaptırım uygulamak değildir. Asıl amaç, riskleri önceden belirlemek, olası ihmalleri önlemek ve kamu hizmetinin güvenilirliğini sağlamaktır.
Aksi durumda denetim, önleyici bir mekanizma olmaktan çıkar ve sorun yaşandıktan sonra devreye giren bir müdahale sürecine dönüşür.
Velilerin beklentisi ayrıcalık değil, güvenliktir.
Çocuğunu okula gönderen her aile, eğitim kurumunun güvenli bir ortam sunmasını ve öğrencilere verilen yemeklerin sağlık açısından uygun olmasını bekler. Bu beklenti, kamu hizmetinin en temel gereklerinden biridir.
Dolayısıyla yaşanan olayın ardından yalnızca öğrencilerin tedavi süreçlerine odaklanmak yeterli değildir. Gıda numunelerinin analiz sonuçları açıklanmalı, hizmet sağlayıcı firmanın yükümlülükleri incelenmeli ve denetim kayıtları değerlendirilmelidir.
İnceleme sonucunda ihmal veya mevzuata aykırılık tespit edilmesi hâlinde sorumlular hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır. Böylece hem hukuki sorumluluklar belirlenir hem de kamuoyunun güveni güçlendirilir.
Sonuç olarak…
Şanlıurfa’da yaşanan bu olay, yetkili kurumlara önemli bir sorumluluk hatırlatmaktadır.
Öğrencilerin tükettiği yemeklerin güvenliğini kim sağlıyor? Denetimler hangi standartlara göre gerçekleştiriliyor? Kamu kaynaklarıyla sunulan bu hizmetin kalitesi nasıl güvence altına alınıyor?
Bunlar kişisel tartışmaların ötesinde, doğrudan kamu yararını ilgilendiren sorulardır.
Şanlıurfa İl Millî Eğitim Müdürlüğü ve ilgili kurumlar, bu sorulara genel ifadelerle değil, somut veriler ve denetim sonuçlarıyla yanıt vermelidir.
Hele bir söyleyin sayın yetkililer; çocuklarımızın yediği yemekleri gerçekten denetliyor muyuz, yoksa denetim sorumluluğunu ancak bir sorun yaşandığında mı hatırlıyoruz?
Çocukların sağlığı, hiçbir ihale bedelinden, hiçbir sözleşmeden ve hiçbir bürokratik gerekçeden daha az önemli değildir.
Ömer Dodanlı