Şimdi insanın içi doluyor bazen… Söylemeden de edemiyor. Üç beş kendini bilmez yüzünden ne kalem kırılır ne de insan doğru bildiği yoldan döner. Bizim derdimiz kişiyle değil, kimseyle şahsi bir hesabımız da yoktur. Baştan beri ne yazdıysak, ne sorduksa, neyi gündeme taşıdıysak; Allah şahittir ki şehir için, memleket için, halkın hayrına diye yazdık.
Şunu da açık söyleyeyim: Bilen bilir, bilmeyen de kendi gönlünce bilir. Biz kimseyi memnun etmek için yazı yazmadık. Kimsenin de egosunu okşamak, hatırını saymak için kalem oynatmadık. Doğru neyse onu yazmaya gayret ettik. Eksik kaldıysak da insanız, şaşarız elbet. Kimse dört dörtlük değil, biz de değiliz. Ama niyetimiz hep düzgün oldu, Allah’a şükür.
Şimdi bakıyorsun, her devirde olur böyle şeyler… Kendini bilmezler çıkar, laf eder, konuşur, bazen kırıcı olur. Ama bu yeni bir şey değil ki. Eskiden de vardı, şimdi de var, yarın da olacak. Dünya böyle kurulmuş. O yüzden biz de diyoruz ki: “İt ürür kervan yürür.” Yani kim ne derse desin, biz yolumuza devam ederiz.
Bir de şunu söylemek isterim; biz bu işe gönül vermişiz. Kalem bizim için sadece yazı aracı değil, bir sorumluluk meselesidir. Şehrin derdi varsa, biz de dertleniriz. Haksızlık varsa, biz de görmezden gelemeyiz. Kimi zaman yazdığımız şey rahatsız eder, biliyoruz. Ama doğrular bazen insanı rahatsız eder zaten. Rahatsız etmiyorsa, orada bir eksiklik vardır.
Ali Şeriati’nin bir sözü vardır, “Sizi rahatsız etmeye geliyorum” der. Vallahi bu söz bazen tam yerini buluyor. Çünkü her doğru söz, her gerçek haber herkesin hoşuna gitmez. Ama biz hoşuna gidene göre değil, hakikate göre yazmaya çalışıyoruz.
Bazen insan yoruluyor elbet… Bazen “değer mi?” dediğin anlar da oluyor. Ama sonra dönüp bakıyorsun; bir vatandaşın duası, bir doğru haberin karşılık bulması, bir haksızlığın görünür olması… İşte o zaman diyorsun ki, “Devam.” Çünkü bu işin özü biraz da sabır işi, biraz da yürek işi.
Şunu da özellikle belirtmek isterim: Biz kimseyi hedef alarak yazı yazmıyoruz. Kişiyle işimiz olmaz. Bizim meselemiz sistemle, yanlışla, eksikle… Şehrin menfaatine ne varsa onu konuşuruz. Yanlış varsa söyleriz, doğru varsa da hakkını veririz. Bu kadar basit aslında.
Ama tabi her sözün herkes tarafından doğru anlaşılması da mümkün değil. Kimi iyi niyetle bakar, kimi farklı niyetle… O da artık okuyanın gönlüne kalmış bir şey. Biz niyetimizi biliyoruz, gerisi teferruat.
Şunu da açık açık söylemek gerekir: Kim ne derse desin, biz bu yoldan dönmeye niyetli değiliz. Kalemimizi bırakacak, susacak, köşeye çekilecek bir halde de değiliz. Çünkü ortada bir emek var, bir sorumluluk var.
Belki dört dörtlük değiliz ama elimizden geldiğince, gücümüz yettiğince doğruyu yazmaya gayret ediyoruz. Hata ettiysek de düzeltmesini biliriz. Ama bilerek yanlışın yanında durmayız, durmadık da zaten.
Neticede bu dünya gelip geçici… Bugün varız, yarın yokuz. Ama geriye bırakılan şey, söylenen söz, yazılan yazıdır. Biz de istiyoruz ki ardımızdan “Elinden geleni yaptı” desinler, “doğruya niyet etti” desinler.
O yüzden diyoruz ki; kim ne derse desin, hangi lafı söylerse söylesin… Biz kendi yolumuzdayız. Mütevazı bir dille, kırmadan dökmeden ama gerektiğinde de gerçeği saklamadan yazmaya devam edeceğiz.
İt ürür, kervan yürür… Biz de yürüyen o kervanın bir yolcusu olarak, Allah yolumuzu açık etsin diyerek yolumuza devam ederiz.