Onlar ne bir sendikaya üyedir ne de bir sosyal güvenceleri vardır. Gittikleri yerde ne adları bilinir ne de hakları tanınır. Ama soframızdaki domateste, tenceredeki patateste, kahvaltıdaki kayısıda hep onların alın teri vardır.
Evet, mevsimlik tarım işçilerinden bahsediyorum.
Modern çağın görünmeyen işçileri…
Aslında kölelik yasaklandı sanıyoruz ama modern zamanlar, bu köleliği yeni bir kılığa sokarak karşımıza çıkarıyor: Mevsimlik tarım işçiliği.
Şanlıurfa’dan Yollara Dökülen Binlerce Kader
Türkiye’nin tarım şehri Şanlıurfa’dan her yıl binlerce insan yollara düşüyor. Antalya’ya, Karadeniz’e, İç Anadolu’ya, Ege’ye… Hedef; bir tarladan ötekine uzanan zorlu bir geçim mücadelesi. Bu insanlar fındık topluyor, kayısı kasalıyor, sera temizliyor, pamuk yoluyor… Ama evet, hâlâ kendi topraklarında değil.
Siverek’te, Viranşehir’de ,Harran’da, Akçakale’de 150-200 dönüm arazisi olan bazı aileler, geçimini Urfa’da sağlayamayıp Antalya’daki 20 dönümlük bir serada işçilik yapıyor.
Burada büyük bir çelişki, derin bir yara yok mu?
Bir tarım şehri neden kendi halkına tarımda istihdam sağlayamaz?
Yolculuk Ölümle Bitmesin
Mevsimlik işçilerin en büyük sorunlarından biri ulaşım. Kapasitesinin iki katı insan bindirilmiş minibüslerde, çoğu zaman ne kemer var ne sigorta…
Yüzlerce kilometrelik yollar, kamyon kasalarına dönüşen minibüsler, sağlıksız konaklama alanları, çocuk yaşta tarlaya sürülen eller… Ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan kazalar…
Bu tablo, artık ne yazık ki sadece istatistikten ibaret. Ancak bu istatistiklerin her biri, bir annenin yitirdiği evladını, bir çocuğun yarım kalan eğitimini, bir ailenin darmadağın olan hayatını anlatıyor.
Yasal düzenlemeler kâğıt üzerinde kalırken, her yıl aynı haberle yürekler dağlanıyor:“Mevsimlik işçileri taşıyan araç kaza yaptı: Ölü ve yaralılar var.”
Bu insanların canı neden bu kadar ucuz?
Göçebe Hayatlar, Eğitimsiz Nesiller
Aileler göç ediyor; çocuklar da onlarla birlikte. Okul çağı geldiğinde çapa sallayan, kalem tutması gerekirken sepet taşıyan çocuklar… Eğitimden kopan bu nesil, yoksulluğu da kader gibi devralıyor.
Bir ülkenin tarımı bu çocukların sırtında yükselemez.
Ne Projeler Yeterli Ne İlgili Kurumlar Duyarlı
Zaman zaman açıklanan genelgeler, projeler, programlar… Ama çoğu ya sembolik kalıyor ya da uygulanamıyor. Mevsimlik işçilerin temel sorunlarına yapısal bir müdahale yapılmadığı sürece, sonuç değişmiyor.
Konaklama çadırları değişse de kader aynı: Açlıkla, yoklukla, yok sayılmakla mücadele.
Ne Yapmalı?
Bu sorunun çözümü sadece vicdana bırakılmamalıdır.
Devlet, sivil toplum, yerel yönetimler ve üreticiler el ele vererek aşağıdaki adımları atmalıdır:
Tarımda bölgesel teşvik politikaları geliştirilmeli; Şanlıurfa gibi şehirlerde üretici desteklenmelidir.
Kooperatifleşme teşvik edilmeli, ürünler doğrudan pazara ulaşmalıdır.
Mevsimlik işçilerin ulaşımı denetlenmeli, araçlar yasal sınırlarla kullanılmalıdır.
Çocuk işçiliği sıkı denetlenmeli; mobil okullar, gezici sınıflar yaygınlaştırılmalıdır.
Konaklama alanları sağlıklı ve insani şartlara kavuşturulmalıdır.
Son Söz Yerine
Bu ülkenin toprağı kadar kıymetli olan bu insanların sesi olmak zorundayız.
Eğer bir gün fındık toplamaya giden bir minibüs devrilmezse…
Eğer bir çocuk okula giderken değil de tarlaya giderken fotoğraf karesine girmezse…
İşte o zaman gerçekten “gelişmekte olan bir ülke” olabiliriz.
Bu topraklarda üretmekle övünüyoruz ama o üretimin asıl mimarları olan mevsimlik işçileri görmezden geliyoruz. Artık görmek, duymak ve harekete geçmek zamanı.
Çünkü insan onuru, mevsimlik olamaz.