Şanlıurfa’da işler çok kolay yürüyor. Öyle toplantı düzenlemek, program akışı hazırlamak, kim nerede oturacak belirlemek falan… Bunlar hep gereksiz ayrıntılar. Zaten bu şehirde “düzen” denilen şey fazla abartılıyor. Bizim usul basit: Kapıyı aç, gelen girsin. Mikrofonu uzat, alan konuşsun. Ne de olsa herkes uzman, herkes siyaset bilimci, herkes eğitimci, herkes stratejist!
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in AK Parti Şanlıurfa İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında yaşanan olay, aslında tam olarak Şanlıurfa’nın özeti gibiydi. Basın toplantısı diye duyurulan program, bir anda “açık mikrofon gecesi”ne döndü. Hani şu bazı kafelerde olur ya; şiir okursun, türkü söylersin, dert anlatırsın… Aynen öyle.
Tek fark, sahnede Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanı vardı.
Evet, yanlış okumadınız. Devletin bakanı konuşuyor, şehirdeki basın mensupları soru sormak için bekliyor… Derken bir vatandaş çıkıyor, söz alıyor ve dakikalarca konuşuyor. Sorudan çok nutuk. Bilgiden çok iddia. Gerçekten çok gösteri.
Şanlıurfa’da protokol bu kadar basit işte.
Bir de “basın toplantısı” kavramını yanlış anlamışız. Biz sanıyorduk ki basın toplantısı; gazetecilerin soru soracağı, kamuoyunu ilgilendiren konuların gündeme geleceği, yetkililerin cevap vereceği bir ortamdır. Meğer değilmiş. Meğer basın toplantısı; “kim konuşmak isterse konuşsun, isteyen ideolojik manifesto okusun, isteyen komplo teorisi anlatsın” programıymış.
Ne güzel memleket!
SÖZÜ ALDI, BİR DAHA SUSMADI
Söz alan şahıs “Soru soracağım” diyerek başladı. Güzel. Soru sormak herkesin hakkıdır. Ama burada küçük bir ayrıntı var: Burası basın toplantısı. Yani basın mensupları için düzenlenmiş bir program. Kapıda bile mesaj açık açık gönderilmiş:
“Kıymetli basın mensuplarımız, basın açıklamasına davetlisiniz.”
Basın mensuplarına özel.
Peki içeride ne oldu?
Vatandaş çıktı; ateizm, deizm, LGBT, uyuşturucu, siyonizm… Derken konu eğitimden çıktı, dünya düzenine bağlandı. Şanlıurfa’nın derslik ihtiyacı konuşulacakken, bir anda küresel güçler masaya yatırıldı. Öğretmen açığı sorulacakken, insanlık tarihinin bütün sırları çözülmeye çalışıldı.
Yani anlayacağınız, Şanlıurfa’da bir bakan gelince eğitim konuşulmuyor; evrensel teoriler konuşuluyor.
Bu arada konuşmanın en “parlak” kısmı şuydu:
“Alo derlerse otobüs durağındayım.”
Bu cümle salonda şaşkınlık oluşturmuş. Şaşırmayın. Şanlıurfa’da zaten yıllardır her iş “otobüs durağı mantığıyla” yürütülüyor. Plan yok, program yok, sistem yok. Bekle. Gelen olursa bin.
CİDDİYET YOKSA KALKINMA DA YOK
Şimdi birileri çıkıp diyecek ki: “Ne var canım, vatandaş konuşmuş.”
Evet, vatandaş konuşabilir. Konuşsun. Sohbet toplantısında konuşsun. Halk buluşmasında konuşsun. Açık oturumda konuşsun. İsteyen meydanda megafonla konuşsun.
Ama basın toplantısı başka bir şeydir.
Basın toplantısı, kamuoyunun bilgi alma hakkının temsil edildiği yerdir. Gazeteci orada şahsi merakı için değil, toplum adına soru sormak için bulunur. O gazetecinin sorusu, Şanlıurfa’nın sorusudur.
Ama biz ne yaptık?
Gazeteciyi susturduk, mikrofonu “tesadüfen orada bulunan” birine verdik. Sonra da toplantıyı izleyip “Ne güzel konuştu” havasına girdik.
Şanlıurfa’da her şey böyle işte.
Ciddiyet yoksa, kalkınma da yok.
GAZİANTEP OLMAYIZ, DİYARBAKIR OLMAYIZ… OLAMAYIZ!
Bu şehir neden Gaziantep olamıyor?
Çünkü Gaziantep’te böyle bir şey olmaz. Orada basın toplantısı basın toplantısıdır. Kapıda kimlik kontrolü yapılır. İçeri kim girer belli olur. Mikrofon kime verilir bellidir. Programın süresi bellidir. Basın mensubunun hakkı korunur.
Diyarbakır’da da böyle olur. Adana’da da olur. Konya’da da olur. Kayseri’ de de olur.
Şanlıurfa’da ise “herkes her şey” olmaya çalışır.
Sonra yatırımcı gelmez.
Sonra projeler aksar.
Sonra şehir büyümez.
Sonra da oturup “Niye bizim işler yürümüyor?” diye yakınırız.
Çünkü yürütmüyoruz.
BİZİM EN BÜYÜK SORUNUMUZ: KAPIYI KİME AÇTIĞIMIZI BİLMEMEK
Asıl mesele vatandaşın konuşması değil.
Asıl mesele, o vatandaşın oraya alınması.
Basın toplantısı diye duyurulan programa, basın mensubu olmayan biri nasıl giriyor? Hadi girdi diyelim; mikrofonu nasıl alıyor? Hadi aldı; kim süreyi kesmiyor? Kim “kıymetli basın mensuplarımız sorularını sorsun” demiyor?
Demek ki kimse demiyor.
Demek ki orada bir yönetim yok.
Demek ki orada bir organizasyon kültürü yok.
Demek ki orada bir ciddiyet yok.
Ve Şanlıurfa’nın asıl problemi de tam olarak budur.
Şehir yıllardır “işi bilen” ile “konuşmayı bilen”i ayıramıyor.
Konuşanı değerli sanıyor.
Mikrofonu kapanı önemli sanıyor.
Sonra da memleketin en kritik programları bile bir anda şova dönüşüyor.
BASIN TOPLANTISI DEĞİL, ŞANLIURFA GERÇEĞİ
Bu yaşanan olay basit bir aksilik değil.
Bu yaşanan olay Şanlıurfa’nın aynasıdır.
Bugün basın toplantısı sabote edilir.
Yarın yatırım toplantısı sabote edilir.
Öbür gün devlet programı sabote edilir.
Sonra biz hâlâ “Bu şehir neden ilerlemiyor?” diye sızlanırız.
İlerlemez.
Çünkü biz daha basın toplantısında mikrofonun kimde olması gerektiğini bilmiyoruz.
Soru çok basit:
Bu kişi oraya nasıl girdi? Kim aldı? Kim oturttu? Kim mikrofonu uzattı? Kim süreyi kesmedi? Kim “Sayın Bakanımızın programı var, basın mensuplarımız soru soracak” demedi?
Demek ki kimse demedi.
Ve işte Şanlıurfa’nın kaybettiği nokta da tam burası.
Ciddiyet.
Bu şehir ne zaman “herkes her yerde konuşur” mantığını bırakır, ne zaman görev tanımı ve disiplin oturtur, ne zaman kurumsal bir refleks kazanırsa o zaman Gaziantep ile yarışır, Diyarbakır ile yarışır. Aksi hâlde Şanlıurfa her önemli programda kendi kendini sabote eden bir şehir olmaya devam eder.
Biz de otobüs durağında bekliyoruz.
“Alo” derlerse, belki bir gün ciddiyet gelir diye…