Şanlıurfa artık “müjde” kelimesinden yoruldu. Çünkü bu şehirde müjde demek, çoğu zaman “başlayacak”, “planlanıyor”, “görüşmeler yapıldı”, “takip ediyoruz” gibi cümleler.. Fotoğraf, ziyaret, teşekkür ve sosyal medya paylaşımı. Sonrası mı? Sessizlik.
Şanlıurfa’da yıllardır değişmeyen klasikleşmiş bir düzen var: Birileri Ankara’da toplantı yapar, birileri kameraların karşısına geçer, sosyal medyada fotoğraf paylaşılır ve ardından “müjde” kelimesi servis edilir. Şehir bir an umutlanır. Gurbetçi sevinir, esnaf beklentiye girer, vatandaş “nihayet” der… Sonra günler geçer, aylar geçer, yıllar geçer. Ne uçak iner, ne tren gelir, ne yol biter.
Şanlıurfa artık bu siyaseti ezberledi. Üstelik ezberlemekle de kalmadı; artık açık açık isyan ediyor. Çünkü bu şehirde insanların derdi siyaset değil, hayat. Bu şehirde vatandaşın derdi uçak bileti, yol güvenliği, ulaşım, yatırım ve gelecektir. Ama ne hikmetse Şanlıurfa’nın dosyaları Ankara’nın masasında bir türlü açılmıyor.
Gelin son örneğe bakalım.
AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Cevahir Asuman Yazmacı, 2025 yaz döneminde Şanlıurfa’dan Almanya’ya direkt uçuşların başlayacağını müjdeledi. AJet ile görüşmeler yapıldığı, planlamaların tamamlandığı söylendi. Gurbetçi vatandaşlar sevindi. Çünkü Almanya’da, Avrupa’da yaşayan yüz binlerce Şanlıurfalı için memlekete ulaşmak artık bir çile. İstanbul aktarması, Ankara aktarması, saatlerce bekleme, yüksek fiyatlar… Bayramda memlekete gelmek isteyen vatandaş bir bilet alıyor, neredeyse maaşının yarısı gidiyor.
Bu uçuş hattı, yalnızca bir “konfor” meselesi değildi. Bu hat bir ihtiyaçtı. Hatta zorunluluktu.
Peki ne oldu?
Hiçbir şey.
Sefer yok. Tarih yok. Bilet yok. Açıklama yok.
Ama ne var biliyor musunuz? Eski paylaşımlar var. Eski teşekkürler var. Eski fotoğraflar var. Eski cümleler var.
Yani Şanlıurfa’ya yine “müjde” verilmiş ama hizmet getirilmemiş.
Daha da vahimi, milletvekili bu açıklamayı yaparken Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na teşekkür etmişti. Sivil Havacılık Genel Müdürü’ne teşekkür edilmişti. SunExpress yöneticilerine teşekkür edilmişti. Teşekkür edildiğine göre insan sanıyor ki iş bitmiş. Yani ortada bir karar var. Ortada bir resmi plan var. Ortada bir takvim var.
Demek ki yokmuş.
Şimdi Şanlıurfa halkı haklı olarak soruyor:
Sayın milletvekili, teşekkür ettiğiniz proje nerede?
Sayın bakan, adına teşekkür edilen seferler neden başlamadı?
Şanlıurfa halkının umutlarıyla oynamak bu kadar kolay mı?
Bu sorulara cevap verilmesi gerekiyor. Çünkü bu şehir artık susmuyor. Şanlıurfa artık “idare ederiz” demiyor. Şanlıurfa artık “nasip” deyip geçmiyor. Bu şehir artık hesap soruyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na Şanlıurfa’dan çok net bir mesaj var: Şanlıurfa sizi yıllardır bekliyor. Ama siz Şanlıurfa’yı görmezden geliyorsunuz. Bu şehirde artık şu cümle açık açık kuruluyor: “Bakan Uraloğlu Şanlıurfa’ya Fransız.”
Bu söz ağır mı? Ağır.
Ama yaşanan ihmaller daha ağır.
Şanlıurfa’da hâlâ “Suruç ölüm yolu” denilen bir gerçek var. Bu yolun adı boşuna ölüm yolu değil. Bu yolda her gün risk var. Her hafta kaza var. Her ay cenaze var. İnsanlar bu yolu kullanırken dua ederek gidiyor. Çünkü yol bitmiyor. Çünkü çalışma tamamlanmıyor. Çünkü Şanlıurfa’nın canı pahasına beklemesi normal görülüyor.
Soru şu:
Bu yolda kaç kişi daha ölürse bu proje tamamlanacak?
Şanlıurfa’da ölüm olunca mı hızlanıyorsunuz?
İstanbul’da, Ankara’da böyle bir yol olur muydu?
Bir diğer mesele Yüksek Hızlı Tren… Şanlıurfa için yıllardır anlatılan masal. 2025 yılı için ayrıldığı söylenen 500 milyon lira bütçe konuşuluyor. Ama sahada bir şey var mı? Yok. İhale var mı? Yok. Proje net mi? Hayır. Şanlıurfa’da insanlar artık şunu söylüyor: “YHT Urfa’ya gelmez, Urfa’ya sadece laf gelir.”
Bu kadar sert bir cümle kuruluyorsa bunun sebebi halkın umudunun kırılmış olmasıdır.
Çünkü Şanlıurfa’ya yıllardır yatırım değil, yatırım konuşması geliyor.
Şanlıurfa’ya yıllardır hizmet değil, hizmet vaadi geliyor.
Şanlıurfa’ya yıllardır sonuç değil, bahane geliyor.
Ve en can acıtıcı olan da şu: Başka illerde işler tıkır tıkır yürüyor. Mesela Sivas. Şanlıurfa’nın nüfusunun üçte biri kadar olmayan Sivas’a Köln uçuşu hemen başlıyor. Milletvekili çıkıp tarih veriyor: “8 Temmuz’da başlıyor.” Üstelik seferlerin 2026’ya kadar süreceği açıklanıyor.
Şimdi Şanlıurfa halkı soruyor:
Sivas’a tarih var da Şanlıurfa’ya neden yok?
Sivas’ın gurbetçisi değerli de Urfa’nın gurbetçisi değersiz mi?
Şanlıurfa’nın nüfusu büyük ama Ankara’daki ağırlığı neden küçük?
Bu soruların cevabı verilmek zorunda. Çünkü bu iş artık yalnızca uçuş meselesi değil.
Bu iş, Şanlıurfa’nın yıllardır maruz kaldığı ihmalin belgesidir.
Şanlıurfa, Türkiye’nin en genç şehirlerinden biri. Tarımın kalbi. Turizmin göz bebeği. Göbeklitepe gibi dünya markasına sahip. Ama ulaşıma gelince hep “sonra” denilen şehir.
Şanlıurfa artık “sonra” demek istemiyor.
Burada Şanlıurfa milletvekillerine de açık bir çağrı yapmak gerekiyor: Müjde vermek kolaydır. Zor olan o müjdenin arkasında durmaktır. Bakanla fotoğraf çekilmek kolaydır. Zor olan o fotoğrafın hakkını vermektir. Teşekkür mesajı atmak kolaydır. Zor olan teşekkür edilen hizmeti Şanlıurfa’ya kazandırmaktır.
Şanlıurfa artık “başlayacak” cümlesini duymak istemiyor.
Şanlıurfa “başladı” cümlesini duymak istiyor.
Artık bu şehir, açıklama değil, net tarih istiyor.
Uçuş başlayacaksa gün verin.
Tren gelecekse ihale tarihini açıklayın.
Yol bitecekse takvimi paylaşın.
Şanlıurfa’nın istediği şey sadaka değil; hakkıdır.
Çünkü Şanlıurfa bu ülkenin yükünü taşıyor. Tarımda taşıyor, genç nüfusuyla taşıyor, üretimiyle taşıyor, kültürüyle taşıyor. Ama hizmette hep geride bırakılıyor.
Bu şehir artık oyalama istemiyor.
Bu şehir artık kandırılmak istemiyor.
Ve Şanlıurfa artık açıkça söylüyor:
Uçuş da yalan, tren de masal!
