Şanlıurfa’ya bir hafta içinde iki bakan geldi. Önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan…
Bakan görmek güzeldir. Şehir için önemlidir. “Ankara bizi hatırladı” dedirtir. Hatta bazı vatandaşlarımızın gözleri dolar. Çünkü yıllardır Şanlıurfa’nın kaderi, çoğu zaman haritalarda büyük görünse de yatırımlarda küçük kalmıştır.
Ama işte mesele tam da burada başlıyor…
Şanlıurfa’da bakan ziyareti demek, genelde üç şey demektir:
Konvoy, protokol ve fotoğraf.
Dördüncüsü ise çoğu zaman eksik kalır: Soru.
Şehirde yıllardır değişmeyen bir gelenek oluştu. Bakan gelir, kürsü kurulur, mikrofon açılır, birkaç cümle havaya bırakılır, ardından “program yoğun” denir ve bakan… gider. Şanlıurfa da arkasından bakar.
Yani kısacası; fotoğraf var, soru yok.
Bu tablo, seçim dönemlerinde daha da ilginç bir hâl alır. Yerel seçim öncesini hatırlayanlar bilir. Şanlıurfa’da bakanlar adeta vardiya sistemiyle çalışırdı. Biri gelirken diğeri valilik merdivenlerinden inerdi. Hatta bazı günler iki bakanın aynı gün geldiği olurdu. Basın mensupları nefes almadan koşar, programdan programa yetişmeye çalışırdı. O günlerde bakan çoktu, ama sorunlar yine çoktu.
Şimdi yine benzer bir tablo yaşandı. İki gün arayla iki bakan. İnsan ister istemez düşünüyor:
“Yoksa seçim havası mı kokuyor?”
Çünkü Şanlıurfa, AK Parti’nin yıllarca en güçlü destek verdiği şehirlerden biri oldu. “Kale” dediler. “Sağlam taban” dediler. “Sorun çıkmaz” dediler. Ama işte tam da bu rahatlık, yıllar içinde şehri hizmet açısından geriye itti. Çünkü bazıları Şanlıurfa’yı hep “nasıl olsa bizim” sandı.
Sonuç ortada… Şanlıurfa, büyükşehri AK Parti’den aldı ve bağımsız bir isme teslim etti. Bu, aslında sandığın “nazik bir uyarısı” değil, doğrudan “sert bir tokadı”ydı.
Şimdi bakanların art arda gelişi önemli elbette. Çünkü bir şehre bakan geliyorsa, o şehir bir şey söyleyecek demektir. Bir derdi vardır. Bir beklentisi vardır. Ama Şanlıurfa’nın derdi çok olmasına rağmen, konuşma hakkı çoğu zaman yoktur.
Şanlıurfa’da bakan ziyaretleri, bazen düğün gibi olur. Halay var, davul var, kalabalık var… Ama gelinle damat yok. Çünkü asıl mesele, yani şehrin sorunları, ortada görünmez.
Neyse ki Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ziyareti bu anlamda farklı oldu. AK Parti İl Başkanlığında basın toplantısı yapıldı ve ilk defa uzun zaman sonra bir bakan Şanlıurfa’da basının sorularını dinledi. Öğretmen açığı, derslik sayısı, kalabalık sınıflar, okul eksikleri konuşuldu. Üstelik bütçede bile yer almayan öğretmenevi için müjde verildi.
Bakın, mesele tam da budur.
Soru sorulunca şehir kazanır.
Soru sorulunca eksikler görünür.
Soru sorulunca Ankara, Şanlıurfa’yı sadece haritada değil, gündemde de görür.
Ama ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan geldi… Ve klasik senaryo devreye girdi: Açıklama yapıldı, program bitti, soru alınmadı.
Şimdi soralım:
Bu şehir işsizliğin başkentlerinden biri haline gelmişken soru sormayalım mı?
Şanlıurfa Türkiye’nin en genç nüfusuna sahip illerinden biriyken genç işsizliği konuşulmasın mı?
İŞKUR aracılığıyla sağlanan istihdamın çoğu kısa süreli iken “kalıcı iş” talep edilmesin mi?
Şanlıurfa’da gençler iş arıyor. Bazıları diplomasını duvara asmış, bazıları umudunu. Bir kısmı “torpil yoksa iş yok” diye düşünüyor. Bir kısmı da “bari geçici iş çıksın” diye dua ediyor. Bu şehirde işsizlik, sadece ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda sosyal bir yara haline gelmiş durumda.
Ve biz basın mensupları bu yarayı göstermek istiyoruz.
Ama işte burada başka bir soru doğuyor:
Şanlıurfa’da soru sormak neden bu kadar zor?
Basın mensupları soru sorunca bazıları rahatsız oluyor. Sanki sorular şehir için değil de şahsi bir kavga için soruluyor gibi davranılıyor. Oysa biz, kendi adımıza değil, Şanlıurfa adına soruyoruz.
Çünkü vatandaş soruyor. Esnaf soruyor. İşsiz genç soruyor. Çiftçi soruyor. Öğrenci soruyor. Ve bu soruların muhatabı da bakanlardır.
Fakat bakanların Şanlıurfa’da soru almaması, halkın gözünde tek bir anlam taşıyor:
“Bizi dinlemeye gelmediler.”
Oysa bir bakanın görevi sadece konuşmak değil, dinlemektir. Çünkü dinlemeyen yönetici, çözüm üretemez. Dinlemeyen siyasetçi, sandıkta dinlenmez.
Şanlıurfa’nın artık fotoğrafla oyalanacak vakti yok. Şanlıurfa’nın artık konvoyla, protokolle, alkışla oyalanacak sabrı yok.
Şehir istiyor ki;
Bakan gelsin, fotoğraf çektirsin… tamam.
Ama sonra mikrofon uzatılsın.
Sorular sorulsun.
Cevaplar alınsın.
Eksikler not edilsin.
Çünkü fotoğraf bir anı kurtarır…
Ama cevaplar bir şehrin geleceğini.
Şanlıurfa yıllardır “susarak bekledi.”
Artık beklemek istemiyor.
Artık konuşmak istiyor.
Bırakın, sizlerin söyleyemediğini biz söyleyelim. Sizlerin soramadığını biz soralım. Çünkü biz burada halkın sesiyiz. Bizim sorularımız şahsi değil, Şanlıurfa’nın ortak derdidir. Şehrin işsiz gencinin, atama bekleyen öğretmeninin, sanayiye yatırım isteyen esnafının, tarımda destek bekleyen çiftçisinin sesidir.
Ve en önemlisi;
Şanlıurfa artık sadece dinleyen değil, dinlenen bir şehir olmak istiyor.
Bakanlar gelir geçer…
Ve biz basın mensupları, sorularımızı soramadığımız sürece bu sorunlar çözülmez.
Ömer Dodanlı/Gazeteci