Türkiye Büyük Millet Meclisi…
Bu isim bile insana sorumluluk yükler. Çünkü burası herhangi bir yer değildir. Burası milletin sesidir, milletin vicdanıdır, devletin aklıdır. Bu çatı altında söylenen her söz, atılan her adım, yapılan her hareket; yalnızca siyasi partileri değil, bütün bir toplumu etkiler. Çünkü Meclis, bir ülkenin aynasıdır.
Ve bugün o aynaya baktığımızda gördüğümüz şey utanç vericidir.
Meclis kürsüsünde kavga…
Meclis sıralarında küfür…
Meclis’te hakaret, bağırış, itiş kakış…
Şimdi soruyorum: Eğer milletin seçtikleri bunu yaparsa, sokaktaki vatandaştan ne bekleyeceğiz? Eğer milletin vekili, milletin kürsüsünü bir öfke arenasına çevirirse, bu ülkenin gençleri hangi dili örnek alacak? Çocuklar hangi davranışı “normal” sayacak?
Seçilmişler bunu yaparsa, vay halimize!
Siyaset elbette eleştiri yeridir. Tartışma olur. Görüş ayrılığı olur. Sert söz olur. Fakat eleştiri; fikirle yapılır, delille yapılır, akılla yapılır. Hakaretle siyaset yapılmaz. Küfürle devlet yönetilmez. Bağırarak, parmak sallayarak, insanları aşağılayarak demokrasi inşa edilemez.
Bunlar siyaset değil, siyasi çöküştür.
Üstelik mesele yalnızca birkaç milletvekilinin öfkesi değildir. Mesele daha büyüktür: Bu tablo, siyaset kurumunun giderek ağırlaşan bir itibar kaybına sürüklendiğini göstermektedir. Çünkü Meclis’in dili bozulursa, toplumun dili de bozulur. Meclis’te seviyesizlik normalleşirse, sokakta kavga sıradanlaşır.
Bugün Meclis’te yaşananlar, yarın meydanda yaşanır.
Bugün kürsüde edilen küfür, yarın okul bahçesinde duyulur.
Bugün milletin temsilcisinin ağzından çıkan hakaret, yarın vatandaşın birbirine söylediği sıradan bir cümle hâline gelir.
Bir ülkenin Meclis’i örnek olmak zorundadır.
Ama bugün Meclis, kötü örnek olmaktadır.
Daha da vahimi şu: Bazı seçilmişler, Meclis’i bile kaba buluyor, Meclis’te bile kendini tutamıyor. O zaman gerçekten vay halimize! Çünkü Meclis, nezaketin, sabrın ve devlet terbiyesinin en yüksek olması gereken yerdir. Meclis’te bile edep yoksa, memlekette edep nasıl ayakta kalacak?
Milletvekilleri; birbirinin düşmanı değil, aynı milletin farklı görüşlerdeki temsilcileridir. Aynı bayrağın altında görev yapmaktadırlar. Görüş ayrılığı olabilir ama saygı kaybolursa devlet de kaybeder, millet de kaybeder.
Çünkü Meclis’teki kavga sadece vekilleri yaralamaz; milleti de yaralar.
Öte yandan Cumhurbaşkanı tarafından atanan bir bakanın yemininin engellenmesi girişimi ise başlı başına bir skandaldır. Devletin işleyişi, anayasal süreçler, demokratik kurumlar; siyasi şovlara kurban edilemez. Bu ülke, kişisel hırsların tatmin alanı değildir. Devlet düzeni, tribün siyasetiyle yönetilemez.
Muhalefet yapılır. İtiraz edilir. Eleştiri yapılır. Ama anayasal bir süreci kilitlemeye çalışmak, siyasetin değil sorumsuzluğun adıdır.
Kaldı ki Meclis’in görevi bağırmak değil; çözüm üretmektir.
Meclis’in görevi kavga etmek değil; konuşmaktır.
Meclis’in görevi ülkeyi germek değil; ülkeyi yönetmektir.
Bu süreçte yaralanan Milletvekilimiz Sayın Mahmut Tanal’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Çünkü şiddetin olduğu yerde haklılık kaybolur. Yumruğun konuştuğu yerde sözün kıymeti kalmaz. Meclis’te yumruk atıldığı an, sadece bir milletvekili değil, Meclis’in itibarı da yere düşer.
Ve asıl kaybeden millettir.
Bugün Meclis’te yaşananlar, siyasetin nereye sürüklendiğini göstermektedir. Bu gidişat tehlikelidir. Çünkü milletin umut bağladığı kurum, milletin gözünde sıradanlaşırsa; insanlar demokrasiye değil, kavgaya inanır. İnsanlar sandığa değil, öfkeye yönelir. İnsanlar çözüm yerine kutuplaşmayı seçer.
Bir ülkenin Meclis’i kavga üretirse, o ülkede huzur üretilemez.
Artık yeter!
Türkiye’nin ihtiyacı; hakaret dili değil, sorumluluk dilidir.
Türkiye’nin ihtiyacı; bağıran siyasetçi değil, konuşan devlet adamıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı; kürsüyü işgal eden değil, milletin derdiyle dertlenen bir anlayıştır.
Meclis, milletin evidir.
O evde küfür varsa, o evde huzur olmaz.
O evde kavga varsa, o evde gelecek kurulmaz.
Ve meclis çökerse, sadece siyaset değil, memleketin dili de çöker.