İnsan hakları…
Batı’nın en çok kullandığı, en çok istismar ettiği kavramlardan biri. Demokrasiyle birlikte paketlenir, ahlakla süslenir, özgürlükle pazarlanır. Ancak mesele Batı’nın kendisine dokunduğu anda bu kavramların nasıl hızla buharlaştığını görmek için bugünlerde çok uzağa bakmaya gerek yok.
Jeffrey Epstein dosyaları ortada duruyor.
Bu dosyalar bir söylenti değil. Bir komplo teorisi hiç değil. Belgeler, tanık ifadeleri, uçuş kayıtları, isim listeleri var. Yıllarca korunmuş, kollanmış, görmezden gelinmiş küresel çapta bir pedofili ve istismar ağı ifşa edilmiş durumda. Siyasetçiler, milyarderler, medya patronları, akademisyenler… “Seçkinler kulübü”nün karanlık yüzü bütün çıplaklığıyla ortaya dökülüyor.
Ama gelin görün ki, bu büyüklükte bir skandal karşısında Batı medyası da, onun Türkiye’deki uzantıları da derin bir sessizliğe gömülmüş durumda.
Ekranlar suskun.
Manşetler ürkek.
Yorumcular yok.
Oysa aynı medya, konu bir Müslüman ülke olduğunda nasıl da gürültülü olur. En küçük bir olayda bile saatlerce ahlak dersi verir, toplumları yaftalar, kültürleri hedef alır. “Kadın hakları”, “çocuk hakları”, “evrensel değerler” dillerinden düşmez.
Şimdi soralım:
Ne oldu bu değerlere?
Eğer Epstein dosyaları Türkiye’ de patlasaydı,
eğer bu isimler bir Müslüman coğrafyaya ait olsaydı,
ülke günlerce, haftalarca linç edilirdi.
Ünlüsüyle, ünsüzüyle herkes hedef tahtasına konur; olay bireysel suç olmaktan çıkarılıp doğrudan toplumsal ve kültürel bir hükme dönüştürülürdü. “Bu toplum çürümüş” denirdi. “Bu kültür sorunlu” denirdi. “Bu inanç çağdaş dünyayla uyumsuz” denirdi.
Ama suç Batı’da olunca tablo değişiyor.
Birden bire “hukukun üstünlüğü” hatırlanıyor.
Birden bire “masumiyet karinesi” devreye sokuluyor.
Birden bire “yargı sürecini beklemek lazım” deniyor.
Peki Afganistan’da çıkarılan bir yasa için neden kimse yargı sürecini beklemedi?
Bir Müslüman ülkede yaşanan münferit bir olay neden tüm bir medeniyetin hanesine yazıldı?
Çünkü mesele çocuklar değil.
Mesele kadınlar değil.
Mesele insan hakları hiç değil.
Mesele, kimin suç işlediği.
Batı’da suç işlendiğinde bu “bireysel sapkınlık” oluyor.
Doğu’da suç işlendiğinde bu “medeniyet problemi”ne dönüşüyor.
Batılı bir isim zan altında kaldığında “kanıt” aranıyor.
Müslüman bir isim söz konusu olduğunda “zaten belliydi” deniyor.
İşte çifte standardın en çıplak hâli budur.
Bu tablo, yıllardır pazarlanan “evrensel değerler” söyleminin ne kadar seçici olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İnsan hakları, yalnızca Batı’nın çıkarına hizmet ettiği sürece hatırlanıyor. Aksi hâlde tatile çıkıyor.
Bugün Epstein dosyaları yeterince konuşulmuyorsa, bunun nedeni önemsiz olmaları değil; tam tersine, fazlasıyla önemli olmalarıdır. Çünkü bu dosyalar Batı’nın ahlaki üstünlük iddiasını yerle bir ediyor. Çünkü bu belgeler suçun coğrafyası olmadığını gösteriyor. Çünkü bu skandal, gücün ve dokunulmazlığın nasıl bir kalkan hâline getirildiğini ortaya koyuyor.
Sorun kültür değil.
Sorun din değil.
Sorun coğrafya değil.
Sorun, güç sahibi olanların hesap vermemesi.
Ancak bu çağda hiçbir gerçek sonsuza kadar saklanamıyor. Sosyal medya, bağımsız araştırmacılar ve alternatif haber kaynakları sayesinde bu sessizlik daha fazla dikkat çekiyor. İnsanlar artık neyin haber, neyin propaganda olduğunu daha net görüyor.
O yüzden bu suskunluk sizi kurtarmayacak.
Bu görmezden gelme, gerçeği ortadan kaldırmayacak.
Suç Batı’da olunca insan haklarını tatile gönderenler,
yarın bu kavramlarla kimseyi ikna edemeyecek.
Çünkü ikiyüzlülük,
artık saklanamayacak kadar açık.
Ömer Dodanlı
Köşe Yazarı